Şeyh Nevkâni Nişabur'a gitti.Yol yorgunluğu yüzünden hastalandı.Bir hafta boyunca üzerinde hırkası , aç bi-ilâç bir köşede düşüp kaldı.
Bir hafta geçince,şöyle dedi:"Ey Rabbim! Bana bir lokma ekmek yolla."
Hatiften ona "Kalk, şimdi Nişabur'un bütün meydanını silip süpür.Meydanın tozunu toprağını baştan sona süpürünce,yarım altın bulacaksın; onunla ekmek al."diye bir ses geldi.
Şeyh,"Eğer süpürgem ve kalburu olsaydı ,ekmek bulmak için sıkıntıya mı düşerdim ?
Hiç bir şeyim yok.Eziyet etmeden bir ekmek ver, kanımı içme."
Hatiften ona;"Eğer ekmek gerekli ise,meydanı süpür,kolay gelir sana."denildi.
Şeyh gitti, bir hayli sıkıntı çekti.Nihayet birisinden bir süpürge ile bir kalbur aldı.
Habire meydanı süpürüyor, koşuşturuyordu.Son kalburun içinde altını buldu.
O altını görünce nefsi sevindi.Fırtına gitti ve bir ekmek aldı.Fırıncı ekmeği ona verince, süpürge ve kalburu unuttu.Pîrin içine bir ateş düştü.Koşmaya başladı, habire feryat ediyor, şöyle diyordu:
"Şimdi benim gibi çaresiz bir adam yoktur.Altınım yok, şimdi fırıncıya ücret ne vereceğim ?"
Deli gibi koşuyordu.Kendini bir viraneye attı.Perişan ve dertli bir halde o viraneye girince, süpürgesiyle kalburunu gördü.
Pir sevindi ve şöyle dedi:"Ya Rabbim! Niçin dünyayı bana zindan ettin ?
Ekmeğimi bana zehir ettin.Ver huzurumu, al ekmeğini."
Hatiften cevap geldi:"Ey kötü huylu ! Ekmek katıksız hiç de hoş olmaz.
Sadece ekmeği aldın, ben de sana katık verdim,şükret."
Bu kıssa "Mantıku't-Tayr / Feridü'd-dîn Attâr" kitabından alıntı yapılmıştır.
Bir hafta geçince,şöyle dedi:"Ey Rabbim! Bana bir lokma ekmek yolla."
Hatiften ona "Kalk, şimdi Nişabur'un bütün meydanını silip süpür.Meydanın tozunu toprağını baştan sona süpürünce,yarım altın bulacaksın; onunla ekmek al."diye bir ses geldi.
Şeyh,"Eğer süpürgem ve kalburu olsaydı ,ekmek bulmak için sıkıntıya mı düşerdim ?
Hiç bir şeyim yok.Eziyet etmeden bir ekmek ver, kanımı içme."
Hatiften ona;"Eğer ekmek gerekli ise,meydanı süpür,kolay gelir sana."denildi.
Şeyh gitti, bir hayli sıkıntı çekti.Nihayet birisinden bir süpürge ile bir kalbur aldı.
Habire meydanı süpürüyor, koşuşturuyordu.Son kalburun içinde altını buldu.
O altını görünce nefsi sevindi.Fırtına gitti ve bir ekmek aldı.Fırıncı ekmeği ona verince, süpürge ve kalburu unuttu.Pîrin içine bir ateş düştü.Koşmaya başladı, habire feryat ediyor, şöyle diyordu:
"Şimdi benim gibi çaresiz bir adam yoktur.Altınım yok, şimdi fırıncıya ücret ne vereceğim ?"
Deli gibi koşuyordu.Kendini bir viraneye attı.Perişan ve dertli bir halde o viraneye girince, süpürgesiyle kalburunu gördü.
Pir sevindi ve şöyle dedi:"Ya Rabbim! Niçin dünyayı bana zindan ettin ?
Ekmeğimi bana zehir ettin.Ver huzurumu, al ekmeğini."
Hatiften cevap geldi:"Ey kötü huylu ! Ekmek katıksız hiç de hoş olmaz.
Sadece ekmeği aldın, ben de sana katık verdim,şükret."
Bu kıssa "Mantıku't-Tayr / Feridü'd-dîn Attâr" kitabından alıntı yapılmıştır.

YORUM